Çanakkale Aydınlar Ocağı Derneği’nin Anayasa Değişiklikleriyle İlgili Öneri ve Eleştirileri

Aralık 2011

Bir anayasanın içeriği kadar, yapılış usulü de önemlidir. Eğer anayasanın bir toplumsal sözleşme niteliğinde olmasını istiyorsak, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temel kuruluş felsefesi, kurucu irade ve varoluş gerekçeleriyle ters düşmemeliyiz.
Anayasa, toplumdaki marjinal grupların sesi olmamalıdır. Dinî, etnik taassup sahibi grup ve çevrelerin terör baskısıyla isteklerini topluma kabul ettirmesi demokratikleşme olamaz.
1982 Anayasasının başlangıç kısmında yer alan, “milli devlet ve üniter yapının korunması” ilkesinin tartışılmaması gereğine inanıyoruz. Devletin adı, Türkiye Cumhuriyetidir. Anayasanın ilk üç maddesi aynen ve mutlaka korunmalıdır.
Milletleşme, biyolojik bir tasnif değildir. Milli seviyede ortak bir yaşama tarzına kavuşulmasıdır. Demokrasi, milli uzlaşımların geliştirilmesidir; milli seviyede ortak olumlama ve olumsuzlamaların, ortak paydaların ortaya çıkarılmasıdır. Demokrasi, neden ve niçin bir arada bulunduklarını fark eden milletleşmiş toplumların rejimidir. Milletleşme; her türlü etnik, mezhep, aşiret, boy ve bölge taassubunun aşılarak milli seviyede “biz” duygusunun hissedilmesidir. Milletleşme ile demokrasi arasında doğru bir ilişki vardır. Demokrasi, milletleşme üzerinde yükselir.
Yeni Anayasa çalışmalarında egemenliğin Türk Milletine ait olduğunu belirten 6. maddesi mutlaka korunmalıdır. Farklılıklar bütünü tamamladığı oranda anlam kazanır.
Milli kimlik bir ülkede varolan etnisiteleri de kapsar. Milli kimlik etnisitelere rakip değildir, üst kimliktir. Alt kimlikler, üst kimliğin alt birimleridir. Parça, bütünden büyük olamaz. Parçaları büyük göstermek; bölünme, anarşi ve kaos meydana getirir. Farklılıkları, kutsallaştırarak devletin varlığını reddedenlerle müzakereye girişerek, uzlaşarak; insanları ötekileştirerek, birlik beraberlik sağlanamaz. Tavizler vererek yeni bir demokratik anayasa yapılamaz. Hiçbir devlet anayasalarında çözülme, etnik bölünme, demokratikleşme ve özgürleşme olarak kabul edilemez. Bunun hiçbir bilimsel ve kültürel örneği, devletler topluluğunda gösterilemez, çünkü yoktur.
Anayasa düzenlemelerinde “fert mi, devlet mi, insandan nesneye doğru mu, nesneden insana doğru mu” gibi tartışmalar aşılmalıdır. Devletsiz fert, fertsiz devlet olamaz. Ferdin ve devletin sorumluluk alanları belirlenmelidir.
Milli hukuk olmadan sadece evrensel hukuk normlarına önem verilmesi sosyal ve kültürel yapımıza ve ülke gerçeklerine ters düşebilir. Uygulamada sorunlar, boşluklar ve çelişkiler doğurabilir.
1982 Anayasasının 41. maddesinde yer alan “Aile Türk Toplumunun temelidir” ifadesi aynen korunmalıdır.
Tarih boyunca Türk Milleti, etnik, din?, ırk? esaslara dayalı bir sosyal yapı oluşturmamıştır. Türk Milleti, ırkçılık yapmamıştır. Türk’e karşı da ırkçılık yapılmamalıdır.
Temel hak ve hürriyetlerin, Anayasadaki düzenlemelerle sınırlı olmadığı vurgulanmalıdır. Hak ve hürriyetlerini kullananların, başkalarının haklarına saygı gösterme yükümlülüğü bulunduğu ifade edilmelidir. İnsan hakları, anayasada güvenceleriyle birlikte yer almalıdır.
1982 Anayasasının 66. maddesindeki ayrımcılığı ve etnik taassubu reddeden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını bütünüyle kucaklayan mevcut düzenlemenin aynen korunması gerekir.
Anayasada “Türkiyelilik”, “Anayasal Vatandaşlık” gibi kapalı ve tartışmalı ifadelere yer verilmemelidir. Anayasada böyle ifadelere yer verilmesi ihtiyaçtan değildir. Anayasayla insanları birbirine ötekileştirerek daha ileri demokrasi kurulamaz. Kavramların gelecekte çok zor durumlarla karşılaşılmasına sebep olacağından dikkatli olunmalıdır. Anayasada Laiklik ilkesi tanımı çok iyi yapılmalıdır. “Din ve devlet işlerinin birbirine karışmaması” gibi sığ ve yetersiz tanımlardan kaçınılmalıdır. Laiklik ilkesi, özgürlük boyutu ile ele alınmalı, din ve devlet işlerinin ayrılığı yanısıra, din hürriyeti boyutu da Anayasa ile korunmalıdır. Ayrıca devletin dinler ve inançlar karşısında tarafsızlığı da garanti altına alınmalıdır. Fizik ile metafizik bilimlerinin alanları farklıdır. Laiklik, alanlar arasındaki devinimi (hareketi) akla uygun olarak toplum için gerçekleştirebilme etkinliğine hız veren bir ilke olmalıdır.
İnsan fıtratına uygun olan, toplumsal gereksinimi devletin yerine getirmesi bir zorunluluktur. Kılık kıyafetinden dolayı kimse, eğitim hakkından mahrum bırakılmamalıdır.
Anayasada Türkçe’den başka bir dilde eğitim ve öğretim yapılamaz. Türkçe eğitim ve öğretim, milli egemenlik kapsamında düşünülmelidir. Dilde birlik olmadan, milli birlik asla sağlanamaz. Türkçe’miz, Türkçe konuşan topluluklar da dikkate alındığında bir dünya dilidir. “Ana dilde eğitim hakkı”, isteğinin uygulanabilirliği yoktur. Aksini savunmak, sorunlar doğuracak bir istemdir.
Özel hayatın gizliliği de korunmalıdır.
Kuvvetler ayrılığı prensibi korunmalı, saha ihlali yapılmamalıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı, siyasilerin etki alanından mutlaka kurtarılmalıdır. Bütçeleri ve faaliyetleri yüksek bir denetim organı tarafından denetlenmelidir.
Parlementer sistemi daha iyi işler hale getirilmelidir. Seçimlerde %10 barajı, %5 lere çekilmeli veya kaldırılmalıdır.
Millet vekilliği dokunulmazlığı, kürsüde ifade etme ve konuşma özgürlüğü ile sınırlandırılmalıdır. Siyasi parti çalışmaları da bağımsız bir organ tarafından denetlenmelidir.
Partiler yasası, parti içi demokrasi, ülke şartlarına uygun bir şekle sokulmalıdır. Hakim kontrolü altında ön seçim yapılması zorunlu hale getirilmelidir. Anayasanın 127. maddesi kullanılarak bölgesel özerklik sonucunu doğuracak madde değişikliğine gidilmemelidir.
Kanun hükmünde kararnameler ¾ çoğunlukla çıkarılmalıdır. Devlet yönetiminde süreklilik ve istikrarın sağlanması, birlik ve beraberliğin sürdürülmesi için devletin kuruluş amacı ve felsefesi daima göz önünde tutulmalıdır.
Milli bağımsızlığı ve egemenliği konusunda hassas olan bir devlet, uluslararası kuruluşların kapsamını belirlediği ve dayattığı ilkeleri anayasa diye halkına dayatamaz. Ülkemizin sorunlarının nedeni olarak sadece Anayasa gösterilemez. Anayasalar milletin aklı gibidir. Akıl ne kadar önemliyse de milletin kalbi yönü de onu içtenlikle kabullenmesi gerekir. Her insanın en önemli gereksinimi olan mutlu bir yaşam, böylece sağlanabilir. Bunun aracı da anayasadır. Bu görüşlerimizi dikkate alınacağı umuduyla, hayırlı olsun …